Zamunda Torrent - Torrent Oyun İndir -Zamunda Film Dizi Program

Orjinalini görmek için tıklayınız: Dünyada Bir Gece Tekrardan Vizyonda
Şu anda (Arşiv) modunu görüntülemektesiniz. Orjinal Sürümü Görüntüle internal link
İmage

Dünyada Bir Gece (Night on Earth, 1991) uzayda başlıyor.
Yerküreyi uzayda bir yerden görüyoruz, ardından biraz biraz dünyamıza yaklaşıp birilerinin hikâyelerine eşit geliyoruz.
Bu açılışla Jim Jarmusch az ardından izleyeceğimiz beş yaşam kesitine sebep yaklaşmamız gerektiğinin ipuçlarını sağlıyor veyahut en azından kendisi stratejisinin.
Jarmusch’la alakalı en fazla söylenen şeylerden biri onun yaşama, insanlara, olaylara uzaylıymış gibi yaklaştığı.
Dünyada Bir Gece’de yönetmenin bu tutumu en belirgin hallerinden birini alıyor.
Mika Kaurismäki’nin Helsinki Napoli All Night Long’unda (1987) futbolcu olarak bulunan Jarmush, Dünyada Bir Gece’de kendisi uzaylı bakışını Kaurismäki’nin taksi yolculuğu stratejisi ile birleştirmiş belli ki.1
Jarmusch, bambaşka dünyalara ilişkin karakterleri bağlamsız bir tür mikrokozmos vazifiyeti gören takside bir araya getirerek o dünyaları çarpıştırıyor; böylelikle de her birinin salt kabul ettiği kıymet yargılarının, doğruların/yanlışların gerçekte görece ve o kültür içersinde üretilmiş yapılar olduğunu meydana koyuyor.
Sınıfları, ırkları, cinsiyetleri, kültürleri bağlamlarından kopartıp kendilerine, bizi de hepsine ve bundan dolayı da kendimize yabancılaştırıyor.
Filmin hüzünlü, hem de ağlatısal vaziyetleri mevzu ediniyor olduğu halde gülünç olmasını gerçekleştiren şey de bu uzaydan bakma, aşırı yabancılaşma durumu.
İçindeyken, kendimizi kaptırmışken ölüm-kalım sorunu gibi algıladığımız, vazgeçilmez kıymetler olarak gördüğümüz şeylerin bir ismim dışarıdan baktığımızda bütün manasını yitirmesi, absürdleşmesi.

İlk hikâyede Hollywood’un ağır toplarından bulunduğu anlaşılan kasting yönetmeni Victoria (Gena Rowlands) ile çakkada-çukkada sakız çiğneyip daimi nikotin içen ‘tom-boy’ sürücü Corky (Winona Ryder) bir araya geliyor.
Victoria, Los Angeles’ta yaşam sürdüren herkesin tek emelinin meşhur olmak olmasından o kadar güvenilir ki, Corky oyunculuk önerinini reddedince –üstelik de otomobil tamircisi olmayı hayal ettiği gerekçesiyle– şoke oluyor.
Corky’nin izahı da bu bölümün kıssadan hissesi: “O yaşam bana gerçek gelmiyor”.

Bir ileri kısımda ise, daha otomatik vitese dahi alışamamış Doğu Alman sürücü Helmut (Armin Mueller-Stahl) ile Brooklyn’e gitmeye gayret gösteren Afrika orijinli Amerikalı YoYo (Giancarlo Esposito) bir araya geliyorlar.
YoYo’yu –zenci bulunduğu için– farklı hiçbir taksi almıyorken Helmut’un alması esasen onun farklı bir dünyadan olduğunun işareti.
Böylece öykü ABD’nin Soğuk Muhabere süresince ürettiği “komünizm dar kafalılıktır, kapitalizm özgürlüktür, eşitliktir!” söylemini temelden sarsarak başlıyor.
Yolculuk süresince “özgür dünya”nın başkenti New York’u ihtiyar bir Doğu Almanya göçmeninin gözünden izliyoruz.
YoYo’nun moda bulunduğu içersinde taktığı şapkanın benzerini Helmut –kimbilir kaç yıldır– soğuktan savunmak içersinde takıyor.
Helmut, bu benzerliğe ilgi perva YoYo çok bozuluyor; “benimki cool” diyerek itiraz ediyor.
Biz de onun şapkasını cool yapmış, büyük ihtimalle de fiyatını 10’a katlayan nedir acaba diye hayret etmeden edemiyoruz.
Daha ardından YoYo, İngilizcede şapka mananına gelen ‘helmet’a benzediği içersinde Helmut’un isimiyle dalga geçiyor.
Buna mukabil Helmut Yoyo’nun bir oyuncak olduğunu söyleyince yeniden bozuluyor, itiraz ediyor.
YoYo’nun bu tutumu filmin esas dertlerinden birini oluşturuyor: YoYo kendisi beğenilerini, kıymet yargılarını salt kabul edip ecnebi veyahut değişik olanla dalga geçiyor, ona benzetilmek dahi istemiyor.
Üstelik de kendi henüz daha bu cinsten ayrımcı bir davranış yüzünden evine gidecek taksi dahi bulamamışken.
Böylece Jarmusch ayrımcılığın tekilce beyazların siyahlara, üst sınıfların alt sınıflara uyguladığı bişi olmadığına, ille de kötü niyetle yapılmadığına, çok naif hallerinin de olabildiğine fakat neticede yaşamın en ince ayrıntılarına kadar sızmış bir davranış olduğuna ilgi çekiyor.
Anlaşılan o ki ayrımcılık fark yapmıyor.

Benzer bir vaziyet ileri kısımda Paris’e taşınıyor.
Bu sefer, Afrikalı şoförün (Isaach De Bankolé) müşterileri de Afrikalı, fakat sınıf farkları var; iki müşterinin konuşmalarından yüksek rütbeli diplomatlar oldukları anlaşılıyor.
Bu da onlara “kraldan henüz kralcı” bir eda ile zenci şoförleriyle dalga geçme ayrıcalığını tanıyor.
Kimliğine sahip çıkan, prensip sahibi sürücü ise bu vaziyete razı gelmeyip onları arabasından atıyor.
Ancak, az ardından aldığı müşteri kör bir bayan (Béatrice Dalle) olunca işler karışıyor; şoförün bayana sorduğu yersiz sualler ve bayanın onlara verilen kıvrak ve afallatıcı cevap verir üstünden ayrımcılığın nüansları ortaya çıkıyor.
Özellikle de renkleri görme konusundaki konuşma üstünden ten rengi ile sakatlık arasındaki ayrımcı paralellik iyice bariz duruma geliyor.
Jarmusch, bir yandan değişik ten rengine sahip olanlara sakat muamelesi yapıldığına ilgi çekiyor; bir yandan da “sakat muamelesi” tecrübe et şeyin kendini, başka bir deyişle sakatlara ayrımcılık inşa ediliyor olmasını eleştiriyor.

Helsinki’de geride bıraktığımız nihai kısma geldiğimizdeyse, kendisi ufak dünyalarımızı çok önemsememiz konusundaki eleştirisini duygusal tecrübe boyutuna taşıyor: Acılar, mutsuzluklar da görecelidir.
Jarmusch’a göre dünyanın sonunun geldiğine inandığımız, perişan hissettiğimiz bir vakitte dahi bizden çok henüz kötü halde olan, harbiden ıstırap çeken bazı kişiler bulunmaktadır ve gerçekte biz belki de tekilce “basit şeyleri kendimize efkar ediyoruzdur.”
Not
1 Jarmusch, hem Aki Kaurismäki’nin Leningrad Cowboys Go America’sında (1989) hatta Mika Kaurismäki’nin Helsinki Napoli All Night Long’unda (1987) futbolcu olarak yer almış.
Dünyada Bir Gece’nin Helsinki’de geride bıraktığımız nihai kısmı de yönetmen kardeşlere bir tür iade-i hürmet kaliteyi taşıyor: Kısımda adı geride bıraktığımız iki karakterin isimleri Aki ile Mika.
Referans URL